aradadüşünür: " j'accuse… "

Labor Omnia Vincit

Posts Tagged ‘Friedrich Engels

sosyalizm ve din

leave a comment »

Din, Engels’in de söylediği gibi; devletle ilişkilendirilen, kişisel bir sorundur.

Lenin’in, Proletarya Parti Programında bahsettiği, marksist materyalistlerin dini, sınıf bağlamından ayrı değerlendirmeden ortaya koyması gerekliliğidir.  Sonuçta din, sistemin ürettiği bir kavramdır.  Bunu yoksayarak ve herhangi bir dinin öğretilerini benimseyenleri dışlayarak hiçbir devrimin mümkün olmayacağını, daha doğrusu bu davranışın sınıfa ihanet olacağına vurgu yapar Lenin. Çünkü yerleşik yapıları yıkmak bir anda olabilecek şeyler değildir.

Din, devletin insanlar üzerindeki baskı aracından başka bir şey değildir. Dinin bir sorun olduğu gerçeği yadsınamaz, fakat militan ateist tavır takınmak da sosyalistlik ile bağdaştırılamaz, bilakis reddedilir.

Ve kapitalist düzendeki laiklik, sosyalizmdeki laiklikle ilişkilendirilemez. Sosyalizmde din; bir sömürü aracı olmaktan çıkmaktadır, kapitalizmde ise; dinler arası ötekileştirmeyi besleyerek, din savaşları adı altında emperyalist yayılmacılığın rahatlıkla yapılabilmesini sağlayan bir araçtan başka bir şey değildir.

Komünistlere saldırıların bir bölümü de din üzerinden yürütülmektedir, daha doğrusu Üçüncü Dünya Ülkeleri’nde anti-komünist propaganda sıklıkla din üzerinden yapılmaktadır. Burjuvazi bu sayede inananların, din sömürüsünü yapmaktadır ve sosyalizmi bir din düşmanı sistem olarak ortaya koymaktadırlar. Fakat sosyalizmde gerçek bir laiklik hüküm sürer. Bu demek oluyor ki; dinin devlet tarafından beslenmesinin önü tam anlamıyla kesilip, ibadethanelere, din adamlarına devlet destek sağlamayacak. İsteyen istediği dine inanıp, gerekli ibadetlerini yine ibadethanelerinde devam ettirebilecekler. Sadece devletle ilişkisi kesilmiş olacak; devlet, aracı görevini görmeyi sona erdirecek.

Bu yazıda din kavramının sadece sosyalizmle ilişkilendirilmesi yani komünizm ve dinin yanyana kullanılmamış olmasının nedeni; dine yönelişin, sosyalizmin sınıf kavramını ortadan kaldırmaya başlamasından itibaren, insanın dine olan ihtiyacının da ortadan kalkıyor olması ve bu evrimin devrime dönüşmesi sonrası yani komünizmde, din denilen bir olgunun olmayacak olmasındandır. Değilse sosyalizmde de din elbet vardır ve olacaktır. Çünkü sınıflar olduğu, burjuvazi ortadan kaldırılmadığı sürece insanlığın ezilmişliğinin getirisi olarak dine yönelişler olacaktır.

Lenin’in din üzerine söylediklerine bakacak olursak;

“(…) devlet dinle ilgilenmemelidir, dinsel kurumlar devlete bağlı olmamalıdır. herkes istediği dini savunmakta ya da dinsiz, yani genelde her sosyalist gibi ateist olduğunu açıklamakta özgür olmalıdır. (…)”[1]

“(…)devrimcilerin din konusunda hassas olmaları sadece devrimci ahlakın bir gereği değil devrimci demokrasi mücadelesinin başarısı içinde kaçınılmaz bir zorunluluktur, marksistler, bu işçilerin dinsel inançlarına karşı yapılan en küçük hakaretin dahi kesinlikle karşısındadırlar.(…)” [2]

“(…)hiçbir koşulda din sorununu burjuva radikal demokratlarının sık sık yaptığı gibi, soyut, ülkücü bir biçimde, sınıf mücadelesinden kopuk “entellektüel” bir sorun olarak ortaya koymak yanlışına düşmememiz gerekir. aşırı baskı temeline oturan ve işçilerin eğitilmediği bir toplumda, dinsel önyargıların sadece propaganda yöntemleriyle yok edilebileceğini sanmak budalalık olur. insanlığın üzerindeki din boyunduruğunun, toplumdaki ekonomik boyunduruğun bir sonucu ve yansıması olduğunu akıldan çıkarmak burjuva dar görüşlülüğünden başka birşey değildir.(…)” [3]

“(…)ne olursa olsun tanrıya savaş açılmasını isteyen bir anarşist, gerçekte papazlara ve burjuvaziye yardım ediyor demektir. (…)” [4]

“(…)herkes istediği dini izlemek ya da dinsiz, yani kural olarak bütün sosyalistler gibi ateist olmakta tamamen özgür olmalıdır. vatandaşlar arasında dinsel inançları nedeniyle ayrım yapılmasına kesinlikle göz yumulamaz.(…)” [5]

“(…)burjuva ilerici aydınları, radikaller ve burjuva materyalistleri “kahrolsun din, yaşasın dinsizlik! ateist görüşleri yaymak başlıca görevimizdir” diye haykırmaya başlarlar. marksistler ise, bunun doğru olmadığını, aldatıcı bir görüş olduğunu, dargörüşlü burjuvaların fikri olduğunu söylerler.(…)” [6]

[1], [3], [5] Sosyalizm ve Din, V.İ. Lenin

[2], [4], [6] Proletarya Partisinin Din Konusundaki Tutumu, V. İ. Lenin

Written by aradadusunur

06 Eylül 2010 at 14:04

Felsefe kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , , ,

mekanist materyalizm

leave a comment »

Doğadaki bütün olayları yani fiziksel, ruhsal, kimyasal, biyolojik, toplumsal olayları en basit maddesel olaylar haline sokmaya çalışan materyalizmdir.

Mekanist materyalizm Marx ve Hegel’in metafizik olarak tabir ettikleri eski mantığa dayalı bir öğretidir. Buna göre; doğa olayları sonuç bağlantılarıyla birbirine bağlı olup bu bağlantılar hem tek yanlıdır hem de değişmezdir. Bu bağlamda ilk ve ana nedenler hep mekanik olgulardır.

Mekanizm katı bir nedensellik kuralına dayanır ve gelişim ve değişimleri kesinkes göremez. Diyalektik materyalizm’den kesin ve net bir şekilde ayrılmaları bu nedenden ötürüdür.

Mekanist materyalizm, bütün olguları tek bir nedene indirgeyerek sorunların çözümünün yeterli olacağını söyler.

Bu demektir ki;

1) Yaşam ile ilgili olarak biyolojik yasaları doğrudan fiziksel ve kimyasal olaylara indirger.
2) Zihin konusunda bütün her şeyi fiziksel olaylara indirger.
3) Toplum konusunda ise bütün ilişkileri maddesel yani ekonomik bağlantılara indirger.

İşte bu üçüncü madde, marksizmi bilmeyenlerin onunla ilişkilendirdikleri yöntemdir. Bu aptallar, marksistlerin hayatlarının para olduğu gibi gerizekalıca bir fikir yürütme cehaletine düşerler. ama bu aptallar bilmezler ki; bu maddeyi Marx kesin bir dille reddeder. bu aptallardan ikisi sıkça belirttiğim kişiler olan Karl Kautsky ve Eduard Bernstein’dir. Marx’ın bu yöntemi reddetmesinin sebebi; ilişkilerin sadece ekonomik bağlantılara indirgenmesi tarihin kaderci ve salt ekonomik yorumunu ortaya çıkarmasıdır. Fakat diyalektik burada devreye girer ve bu yorumu tamamen yoksayar.

Marx ve Engels bu mekanizmin tuzağına düşmüş Feuerbach’ı da eleştirmekten geri kalmaz. Çünkü Feuerbach mekanizmi diyalektiğe uygulayamamıştır ve mekanizmin tutsaklığında kalmıştır.

Şöyle ki;

“(…) Feuerbach burada madde ile ruh arasındaki ilişkilerin belli bir yorumlanışına dayanan ve genel bir dünya görüşü olan materyalizmi, belirli tarihsel konakta yani 18. yüzyıl’da bu dünya görüşünü belirten özel biçimle karıştırır. Bununla da kalmaz, onu, 1850-1860 arasındaki on yıllık dönemde Büchner, Vogt ve Moleschott’un öne sürdüğü ve bugün bazı biyologlar ile hekimlerin kafasında yaşayan, 18. yüzyılın kaba materyalizmi ile de karıştırır. (…)”  [1]

Mekanist materyalizm, değişimi yoksaydığı yenilikten ve her şeyi donmuş saydığından yetersiz bir materyalizm yaklaşımıdır.

Mekanizmin içine düştüğü bu tutsaklıktan ve yetersizlikten kurtaran; marksizm, yani diyalektik materyalizm’dir. Mekanizmin bütün eksiklerini tamamlamıştır, diyalektik materyalizm.

[1] felsefe incelemeleri – karl marx, friedrich engels

Written by aradadusunur

06 Eylül 2010 at 12:32

idealizm ve materyalizm

leave a comment »

İdealizm ve materyalizm toplumsal manada çok farklı şekilde algılanan iki kavramdır. Burada farklı algılayıştan kastedilen; yanlış algılamadır.

Felsefi sistemler bir kendi doğrularıyla bilinmektedir bir de çarpıtılımış şekliyle. Bizde en çok ilgi çekeni tabii ki de çarpıtılmış olandır. Hikayesi boldur çünkü.

İdealizmin düz mantıkla algılanması şu şekildedir;

belirli bir ülküye ( ideale ) bağlanan, kötülüklerin kendi düşündüğü yolla düzeleceğine inanan, düşüncenin getireceği mutluluğu, karnının doymasından üstün tutan kısacası ahlaklı, temiz, dürüst, namuslu kişilerin savunduğu felsefi akımdır.

Bunun yanısıra materyalizm ise;

hiçbir düşüncenin önemli olmadığına inanan, para ve mevkiden başka hiçbir şeye önem vermeyen, sadece maddi çıkarlar üzerine hayatını kuran kişilerin savunduğu felsefi sistemdir.

Böyle düşünüldüğünde herkesin materyalizmden bir hayli uzak olması mantıklı kabul edilebilir. Eğitim politikalarındaki bilerek yapılan yanlışlar sonucu halkı bir şekilde galeyana getirmek oldukça basittir.

Bu tür safsataları üretenler, yani siyasetin ve aşağılık politikanın figüranları her zaman materyalistleri ahlak yoksunu, sadece laf ebeleri olarak tanımlarlar.

Düz mantıkla değerlendirildiğinde; materyalist birisinin bir fikri sonuna kadar sahiplenmemesi ve o fikirden taviz vermesi beklenirdi. Ama yaşanmış gerçekler bize gösteriyor ki durum tam tersidir.

Marx ve Engels Felsefe İncelemeleri eserinde şöyle demektedir;

“(…) Starcke’a göre idealizm, ülküsel amaçlar gütmek demektir. Oysa felsefi idealizmin ahlaksal yani toplumsal ülkülere inanmak olduğunu sanmak, felsefe bilgisinden yoksun, dar kafalı alman burjuvaların işidir. (…)”

Starcke burada, belki de bilinçsizce, maddeciliğe karşı adı geçen dar kafalı burjuvaların önyargısına bağışlanmaz bir taviz veriyor. Çünkü onlara bakılırsa materyalizm; ayyaşlık, oburluk, cimrilik, açgözlülük, kazanç tutkusu, şehvet düşkünlüğü, gösterişli yaşama, borsa oyunları, kısacası, bizzat kendilerinin gizlice yaptıkları bütün iğrenç şeylerdir. İdealizmden anladıkları ise; erdeme, insanlığa ve genellikle daha iyi bir dünyaya inanmaktır, yani yalnızca başkalarının önünde gösteriş olsun diye savundukları, fakat maddiyatçı taşkınlıkları yüzünden ancak içine düştükleri bunalım, parasızlık ve iflas dönemini atlatmak için inandıkları şeyler. Dillerine şu söz pelesenk olmuştur: insan nedir ki? yarı melek, yarı hayvan! ”

Peki gerçek anlamıyla yani felsefi anlamda materyalizm ve idealizm arasındaki farklar veya direkt olarak bu sistemler nedir?

Bu soruya da Lenin, Materyalizm ve Ampiriokritisizm adlı eserinde şöyle yanıt vermiştir;

“(…) materyalizm doğayı birinci, ruhu ikinci etken sayar; varlığa birinci, düşünceye ikinci planda yer verir. idealizm ise bunun tam tersini yapar. (…) “

Marx ve Engels yine felsefe incelemeleri eserinde basitleştirilmiş bir şekilde açıklamıştır, materyalizm ve idealizm’in tam olarak ne dediğini;

“(…) Düşüncenin varlık karşısındaki durumu sorunu kilise önünde şu kesin biçimi alır: dünyayı tanrı mı yaratmıştır yoksa başından beri var mıdır?
Bu soruya verdikleri karşılığa göre filozoflar iki büyük kümeye ayrılırlar: ruhun doğadan önce geldiğini ve dolayısıyla, son çözümde, ne yolla olursa olsun, dünyanın yaratıldığını kabul edenler idealizm öbeğini oluştururlar. Ötekiler, doğayı ilk ve ana öğe sayanlar ise, maddeciliğin çeşitli okullarına girerler. İşte bu iki deyimin asıl anlamı budur. (…)”

Çıkarılan sonuç; idealizm tutucudur, materyalizm devrimcidir ; idealizm dindardır, materyalizm ateisttir.

İdealizme göre; düşünce maddeden ayrıdır, ruh ölümsüzdür ve bedene bağlı değildir, zihin bedenden üstündür bu bağlamda düşünen insanlar kol gücüyle çalışan insanlara hükmetmesi gerekir. Materyalizm ise; bunların tamamının yanlış olduğunu söyler.

Written by aradadusunur

06 Eylül 2010 at 08:47