aradadüşünür: " j'accuse… "

Labor Omnia Vincit

Archive for the ‘Tarih’ Category

Grigori Zinoviyev

leave a comment »

(23 Eylül 1883 – 25 Ağustos 1936)

Sovyetler Birliği siyasal önderlerinden. Politbüro üyeliği, Petersburg Parti Sekreterliği ve Komintern Başkanlığı yapmıştır. Lenin üzerinden dönen güç  savaşlarında kendisini Lenin’in yerine ilk aday olarak gören Zinoviyev, tüm  tartışmalarda, Lenin’in yerine geçebilecek aday olarak görülen bir diğer lider Lev  Troçki’nin karşısında tutum almıştır. Ve Zinoviyev, diğer bir Politbüro Üyesi Josef  Stalin ve Lev Borisoviç Kamenev ile birlikte, Troçki’nin devrim yolunda geçmişte de  yaşadığı gibi değişken bir tutum alacağı öngörüsüyle Politbüro’daki  etkinliğini yavaş yavaş ortadan kaldırmak istemiş, kaldırmış ve Troyka’yı  kurmuşlardır.

Troyka’nın kurulmasının ardından ilk parti kongresinde, Zinoviyev partiye yönelik  eleştirileri “Menşevizm” olarak addedeceklerini söylemiştir. Parti disiplininin devrim  başlangıcında tüm gücüyle olması gerekliliği üzerine bu karar alınmıştır, olması  gereken de budur. Fakat bu tutum elbette yine Troçki’nin hoşuna gitmemiştir. Tabii  bunun ardından parti içerisindeki tüm hizipçiler yavaş yavaş temizlenmeye başlanmıştır. Bu temizlik kimilerinin partiden atılmasına, kimilerinin sürgün yemesine neden olmuştur. İleriki zamanlarda ise bu temizlik içerisinde ölüm cezaları da yer almıştır. Durumun vahameti bu noktaya gelirken, parti yöneticilerine, Politbüro Üyeleri’ne suikastler düzenlenmeye çalışılmıştır. Temizliğin başlangıç nedenleri arasında bu suikastler büyük yer tutmaktadır.

Daha sonra Zinoviyev’in Komintern’de yenilgiye uğraması, Troçki ile “Birleşik Muhalefet”i kurmasına neden oluşturmuştur. Devamında “Tek Ülkede Sosyalizm” teorisini kabul etmeyip, “Leninizm” adlı kitabında; sosyalizmin nihai zaferinin tek bir ülkede gerçekleşmesinin mümkün olmadığını, sosyalist düzenin kapitalizm üzerindeki nihai zaferinin ancak uluslararası boyutta gerçekleştirilebileceğini ileri sürmüştür. Ki bu da Troçkizm’in temel dayanak noktalarından birini oluşturan savdır. Stalin ise buna yanıtı, Ocak 1926’da yayınladığı “Leninizmin Sorunları” adlı kitabında şöyle vermiştir: “Tek ülkede sosyalizmin reddedilmesi; sosyalizmin kurulacağına duyulan güveni yıkmak, Lenin’in yolunu terk etmek ve yenilgiyi kabul etmek demektir. ”

Bu gelişmelerin ardından Zinoviyev, Troçki’nin geçmişte yaptığı gibi bir öz eleştiri vererek partiye kabulünü istemiştir ve parti de kendisini kabul etmiştir. Devamında Stalin’i yere göğe sığdıramayan Zinoviyev bir süre sonra da Stalin’e karşı suikast düzenlemekten yargılanmış ve yargı safhasında da Ekim Devrimi’nde Bolşevik İktidar karşıtlığı üzerinden yürüttüğü politikalar gündeme gelmiştir ve bundan da yargılanmıştır. Zinoviyev de kendisine yöneltilen tüm bu suçlamaları kabul etmiş olup 25 ağustos 1936 yılında idama mahkum edilmiştir ve yine aynı gün kurşuna dizilerek öldürülmüştür.

Troçkistlerin Stalin’e karşı yürüttüğü sistematik saldırıların bir bölümü de, parti içerisi yargılamalarıdır. Ve tabii her zaman söyledikleri gibi; stalin, “tek adamcı” ve “sosyalizm düşmanı” olmuş oluyor böylelikle.

1921 kronstadt ayaklanması

leave a comment »

İlk olarak Kronstadtlı Denizciler’in 1921 ayaklanması öncesindeki durumları nasılmış ona bir bakalım;

1905 Rus Devrimi’nde, Kronstadt Karacıları ve Denizcileri Çar’a karşı ayaklanmışlardır. 1917’de ise Avrora Kruvazörü’nün desteğiyle Kerenskiy Hükümeti’ne karşı yürümüşler ve bu yürüyüş, Ekim Devrimi’nin başarıyla gerçekleştirilmesine önemli derecede katkı sağlamıştır. Mart 1921’de ise Kronstadtlı Denizciler bu kez de Bolşevik Hükümet’e karşı ayaklanmışlardır. Devrimin yeni gerçekleştiği bir ülkede normal karşılanması gereken ekonomik kriz, halkın bir kısmı için yoğun bir şekilde rahatsızlık yaratmıştır ve Bolşevik Komiserler’e karşı duyulan güven, bir kısmı için ciddi şekilde azalmıştır. Ve işte Kronstadtlı Denizciler de Bolşevik Hükümet’e duydukları güvenin kaybolmasıyla birlikte, devrime olan inançlarının da kaybolduğunu fark etmişlerdir -tabii anarşistler bunun pek böyle olmadığı konusunda ısrarcılardır-. Bu güvensizlik ve inançsızlık durumunun ardından, Kronstadtlı Denizciler’in tekrardan örgütlenerek hükümete kendi taleplerini iletmesi durumu gerçekleşmiştir ve bu taleplerin kabul görmemesi durumunda Sovyetler içinde seçime gidileceğini ve bu seçimin de gizli oylamayla yapılacağını beyan etmişlerdir. Bir bakıma bu durum; Kronstadtlı Denizciler’in kendilerine duydukları özgüven sonrası Bolşevik Hükümet’e karşı kendi taleplerini ortaya koyarak restleşme boyutuna taşıdıklarını bize söyler. Bu restin altında yatan neden ise; Ekim Devrimi’nden kastedilenin devrimin bu olmadığı ve yeni bir devrimin olması gerektiğidir, Kronstadtlı Denizciler için.

Denizcilerin ‘kölelikten kurtulma’ adını verdikleri bu talepler; işçilerin iş değiştirebilme özgürlüğü, sol-kanat grubun işçi ve köylülerinin basın ve konuşma özgürlüğü, işçi sendikalarının toplanma ve örgütlenme özgürlüğü, köylü ve zanaatçının kiralık emek kullanmadan üretim özgürlüğü, köylerden şehirlere yiyecek satmak için gelenlerin mallarına el konulması korkusunun ortadan kaldırılıp alışveriş edebilme özgürlüğü, hükümetin komiserlerinin fabrikalardan geri çekilmesi, işçilere maaşlarının değeri olmayan kağıt para ile değil altın olarak ödenmesi. Bu talepleri pek tabii anti-bolşevik talepler olarak değerlendirmek mümkün değildir.

Bu talepler için oluşturulmak istenen diyalog, ordu ve savaş halk komiseri Lev Troçki ve Petersburg Parti Başkanı Grigori Zinoviyev tarafından reddedilip teslim olmaları istenmiştir, aksi takdirde “keklik gibi avlanacaklar”ı söylenmiştir ve öyle de olmuştur. Bu isyanın bastırılması yönteminin analizini Lenin üzerinden yapan anarşistler kısmen yanıldıklarını göz ardı etmemeleri gerekmektedir. Çünkü yönetim kademesinde her ne kadar belli bir hiyerarşi olsa da tüm kararların sorumlusu, o karar üzerindeki en yetkili kişiye aittir ve uygulanan bu yanlış yöntemin en büyük sorumlusu da Troçki’dir.

Kronstadt Ayaklanması’nın bastırılması Sovyetler açısından ‘karşı devrimci ayaklanma’ olması sebebiyle haklı bulunabilir fakat yukarıda da bahsettiğim gibi ayaklanmanın bastırılma yönteminin yanlışlığı da bir gerçektir.

(bkz: Savaş Komünizmi)

(bkz: NEP)

Written by aradadusunur

15 Ekim 2010 at 02:33

ispanya iç savaşı

leave a comment »

İspanya İç Savaşı’nın önemi (Troçkistler vs Stalinistler vs Anarşistler) vs(?) Faşistler arasında yaşanmıştır. Tartışmalar, yenilginin nedenleri üzerinden şekillenmektedir. Kimilerine göre suçlu, Stalin nazarında Sovyetler, kimilerine göre Halk Cephesi Hükümeti’dir.

Peki İspanya İç Savaşı’nda neler yaşandı;

1933’te yapılan seçimlerde sosyalist parti ve komünist parti her ikisi birden meclise milletvekili çıkarmış olup, en büyük parti olarak ise Ceda çıktı. Anarşistler ise bu seçimi boykot ettiler. o dönem yeni kurulan cumhuriyetin sarsıntıları devam etmekte olup, hükümetin başarısız politikaları sonrası küçük-burjuvazi de sağa meyletti ve Hitler’in iktidara gelmesiyle birlikte bu meylediş, doğrudan sağa geçişi sağladı. Seçimler, büyük başarı elde eden sağcılara, işçi sınıfını ezmek için kendilerinde bir cesaretin oluşmasına neden oldu. Ve bu dönem itibariyle de bunu örgütlülüğe dönüştüren faşistler, falanjları oluşturmaya başladı.

Sağın bu şekilde güç kazanmasının ardından Cnt, grevlerle yeni bir mücadelenin ateşini yaktı. Katalonya’da ve Saragosa’da büyük başarı sağlanan grevler sonrası İçişleri Bakanı, “Marksist devrimcilere karşı savaşma zamanı geldi” ifadesiyle birkikte tutuklamaların fitilini ateşledi. Bu dönemin ardından sol cumhuriyetçiler, sosyalistler ve komünistlerden oluşan Halk Cephesi kuruldu. 1936’da yapılan seçimlerde Cnt önceki seçimlerde uyguladığı taktiği bırakarak, boykot kararı açıklamayıp Halk Cephesi’ne dışardan destek sağladı. Ve Halk Cephesi oyların büyük çoğunluğunu alarak iktidara geldi. Halk Cephesi’nin iktidara gelmesi sonrasında koltuk dağılımıyla sol cumhuriyetçilerin, cumhuriyetçi birlik ve cumhuriyetçi sol ile beraberliğiyle cumhuriyetçi bir hükümet kurulmuş oldu.

Cumhuriyetçi hükümetin kurulmasının ardından, Fas’ta bulunan General Franco askeri birlikleri, isyanların tetikleyiciliğini ve  faşist saldırılar yapmaya başladı. Bu isyanların yancılığını da faşist falanj örgütünün çeteleri yapmaktaydı. Ve ordu da halk cephesi hükümetini devirmek için planlar yapmaya başladı.

[Bu saldırılar sonrası cumhuriyetçi hükümet, durumun vehametini önceden algılayamayarak bir hatanın pimini çekti ve savunmaya geçen anarşistler ve Poum önderliğindeki militanlaşma sürecindeki halka silah vermedi. Buna rağmen Katalonya’daki güçlü halk desteğini de arkasına alan anarşistler faşistleri ezip geçti ve hemen mülksüzleştirme işlemine başladılar. Anarşistlerin bu başarısı cumhuriyetçilerin dikkatini çekti ve anti-faşist milis birliklerine anarşistlerin de dahil edilmesini sağladılar. Bu, anarşistlerin iktidarla yakınlaşması kimliklerinin yitirilmesi gibi bir sorunun ortaya çıkmasına neden oldu. Bunu önceden fark edenlerden birisi ise, Buenaventura Durruti idi.]

Hükümet bu planların hiçbirini önceden tespit edemeyip, sıkıyönetim ilan etmekle yetindi fakat Cnt’nin genel grev tehdidi sonrası sıkıyönetimden vazgeçmek zorunda kaldı. Hükümet önlem almayı beceremeyince falanjistler giderek güç kazanmaya başladı ve tabii bunun ardından Cnt genel grev çağrısında bulundu. Başlanılan genel grev, faşist işgal altında da devam etti ve grevciler, greve son verilmesi çağrısını reddettiler.

Hükümet halen silah desteği sağlayıp sağlamama konusunda tereddüt yaşarken, Katalonya’daki ileri işçiler büyük kayıplar vermelerine rağmen darbecileri yenilgiye uğrattılar. Madrid’de de direniş kazandı, bu direnişlerin zaferle sonuçlanmasının yanı sıra Franco’nun kaybettiği askerlere takviye Almanya ve İtalya’dan olanca hızıyla ve tüm gücüyle sağlanmaktaydı. Sovyetler’in silah yardımı, sayesinde kazanılan Madrid haricinde diğer bölgeler için pek yeterli olmadı. İtalya bu savaşı, yeni dünya savaşının habercisi olduğunu düşünerek, kendi savaşıymışcasına sahiplenip; Franco’ya onbinlerce asker, top, tüfek, uçak, denizaltı vs. yardımı yaptı.

Buna rağmen Sovyetler’in Madrid savunmasına yaptığı yardımlarla birlikte oradaki anti-faşist birlikler büyük bir mücadeleyle, İtalyan faşistlerinin Madrid’den geri çekilmesini sağladı. Madrid direnişinin başarısı burjuvazinin korkmasına neden oldu ve işçilere silahlarını bırakması çağrısında bulundular. Çünkü düzenin ayakları çatırdamaya başlamıştı. İşçilerin güçlenmesinin ardından Halk Cephesi’nin güçlü olduğu bölgelerde tüm siyasi tutsaklar serbest bırakılmış, topraklara el konulmuş, kiliseler hastane veya okula çevrilmiş, kürtaj ve doğum kontrolü yasallaşmış, kadın özgürlüğü genişletilmiş, genelev ve pavyonlar kapatılmış, ev kiraları ve taşımacılık ucuzlamış, kasket dışındaki şapka türleri burjuva simgesi olarak küçümsendiğinden halk bunu kullanmayı reddetmiş, kadınlar pantolon giymeye başlamış, kısacası sistem değişikliği için gereken adımlar yavaş yavaş atılmaya başlanmıştır.

Madrid savunmasında direniş örgütlemesini yapanlardan birisi de Dolores İbarruri’dir. Ki kendisi radyoda en ateşli konuşmaya imza atmıştır. İşçilere, köylülere, anti-faşist ve yurtsever İspanyollar’a Asturias ellatlarının zaferine izin vermemeleri konusunda çağrıda bulunmuş ve “No Pasaran” demiştir. bu söz, devamında anti-faşist direnişin simgesi haline gelmiş olup, her yere bu yazılmaya başlanmıştır. “NO PASARAN!”

Ve Halk Cephesi kamulaştırma, kolektifleştirme, işçinin gücü ele geçirmesi adımlarını atarken, karşı devrimciler de Franco’yu hükümet başkanı seçip kilisenin etkinliğini arttırarak, şiddet ve katliam ile muhalefeti ezmeye başladı. Franco başkan seçilmesinin ardından, kitlesini oluşturabilmek için diğer sağ partilerden güç kazanarak tabanını oluşturmayı ilk hedef olarak ortaya koydu. Ve Franco, falanjın tüm kitlesini kontrol altına alıp aşırı sağ ile birleşmeye zorladı. Artık Franco, faşist bir kitle partisinin de başkanıydı.

Madrid’de ve Katalonya’da geri püskürtülen Franco, diğer cephelere göz dikti. Kuzeydeki Bask Bölgesi Alman Hava Kuvvetleri tarafından bombalamaya başladı. Bu bombalamanın hemen ardından binlerce ölümün yaşanması sonrası diğer ülkeler bu yaşananlara tepki gösterdi ve Hitler Burgos Cuntası’ndan hemen bir açıklama yapmasını istedi. Bu açıklamayı hemen duyuran cunta, bombalamayı geri çekilen anarşistlerin yaptığını söyleyerek Hitler ve ordusunu temize çıkardı. Böylelikle faşistler, direniş görmeden şehri ele geçirdiler. Franco giderek güçlenmekteydi. O dönem İngiltere, Fransa ve Almanya arasında, Münih Paktı imzalandı ve Franco buna tarafsız kaldığını ilan etti. Bu durum da, Almanya’nın silah yardımını kesmesine aracı oldu. Fakat bu yardımın yeniden başlatılması adına İspanya ve Almanya arasında Ekonomik İşbirliği Anlaşması imzalandı. Bu silah yardımıyla yeniden güç kazanan Franco, Katalonya’ya saldırdı ve saldırı sonrası, katalonya da Franco tarafından işgal edilmiş oldu. Bu işgallerin ardından ülkeler birbiri ardına Franco Hükümeti’ni tanımaya başladı. Manuel Azana, sosyalistler, cumhuriyetçiler ve bir takım anarşistler direnmenin artık anlamsızlaştığını söyledi, buna karşın komünistler, Juan Negrin ve az sayıda anarşist ise umutsuz da olsa bu direnişin devam ettirilmesi yolunda karar kıldı. Fakat bu direniş çabası da yeterli olmayınca Franco, Madrid’i de işgal ederek savaşı 1 Nisan 1939’da bitirdiğini ilan etti.

İspanya İç Savaşı sırasında Sovyetler’de Troçkizm şekillenmekteydi. Troçkizm, Sovyetler’de karşı devrim propagandasını arttırmasıyla ve Stalin’in buna müsamaha göstermemesi sonrası giderek büyüyen bu iç sorun, Sovyetler’in İspanya’daki savaşa yardım etmesinin önünde bir engel olarak kaldı. Konuyla çok yakın olmamasına rağmen şu bilgiyi de es geçmeyeyim; İkinci Dünya Savaşı öncesinde Polonya konusunda Stalin’in Hitler ile “anlaşması”nı büyük bir yanlış olarak değerlendirenlerin, Stalin’in yeni bir dünya savaşının yaklaştığını farketmesiyle, bu savaşın tarihini ertelenmesini ne kadar sağlayabilirse, savaş gücünün o kadar artacağı yolundaki düşüncesini gözardı etmemeleri gerekmektedir. Ve Stalin’in buradaki ileri görüşlülüğü İkinci Dünya Savaşı zaferiyle kanıtlanmıştır.

Öte yandan Halk Cephesi iktidarında çoğunluğu sağlayan cumhuriyetçilerin, kapitalizmi sahiplenmek adına işçilerin direnişlerine yardımları aksatması, kimi zaman yardımda bulunmaması savaşın kaybedilmesinin nedenleri arasındadır. Bu savaşta anarşist ve komünistlere desteği vermeyen hükümet, kendi yenilgisine de razı olmuştur.